Nairobi

k21

THY‘nın 20:00 uçağı sabah 02:30’da varıyor Nairobi’ye. Gözlerimiz uykulu Jomo Kenyatta havaalanında pasaport kontrolüne giriyoruz. Güler yüzlü memur ‘Jambo’ diyor! Ne demek? diye soruyorum. Swahili dilinde ‘merhaba’ diyince, ‘size de Jambo ozaman’ diyorum, gülüyoruz. Vize için parmak izimizi alıp resmimizi çekiyor. USD50 ödeyip vizemizi alıyoruz. Keşke vize almak bu kadar kolay olsa. Ya da hiç vize olmasa 🙂

Dişarda bizi bekleyen şöförle de Jambo’laşıp otele doğru yola çıkıyoruz. Hava yağmurlu. Yılın bu zamanı Kenya’da uzun yağmur mevsimi, yani başlayınca bitmek bilmeden uzun uzun yağıyor. İstanbul’daki buz gibi havadan sonra Nairobi’nin yağmurlu ama sıcak havası hoşumuza gidiyor. Otele geldiğimizde 2. Swahili kelimemizi de öğreniyoruz. ‘Karibu’  – Hoşgeldiniz!

Nairobi’nin en eski oteli Jacaranda Otel Westlands bölgesinde yeşillikler içinde geniş bir alana kurulmuş. Gündüzleri etrafta Ibis kuşları gezinirken geceleri yerlilerden sıkılmış sivrisinekler  yeni gelenlerle bayram yapıyorlar 🙂

Soldan trafik İstanbul’dan bile daha korkutucu! Her an yolda kalacakmış görüntüsü verse de rengarenk boyalı eski toplu taşıma araçları Matatular bence şehre farklı bir hava katıyorlar.

Bir tarafta son model araçların arasında sabah iş aramaya çıkıp başarısız olunca eve yürüyerek dönmek zorunda kalan insanlar,

Yol üzerinde yiyecek, meyva, çiçek satmaya çalışan yerliler,

 yol kenarında öbeklenmiş iş bulmak için bekleyen insanlar…

Diğer tarafta da güvenlik kapılarının ardında son derece lüx villalar, restaurantlar, alışveriş merkezleri… Elime aldığım bir dergide 1975’de suiskaste kurban giden Kenyalı politikacı J.M. Kariuki’nin sözlerini okuyorum. ”Kenya 10 milyoner ve on milyon sefil insanın (dilencinin) olduğu bir ülke haline gelmiştir!”

Nairobi  Dünyanın şehre en yakın vahşi yaşam parkına sahip tek şehri. Vahşi yaşam sadece parkta mı sınırlı diye düşünmeden edemiyor insan,  yukarıdan anlaşıldığı üzere!

Ulusal parka giden yolda ağaçların üzerinde Secretary (sekreter) kuşlarını görüyoruz.

Vakit geç, hava yağmurlu, park sakinleri ıslanmayı sevmezmiş, şöförümüz John akşam saatlerinde parkta pek bir şey görme şansımız olmadığını bize kibarca açıklıyor. Gene de karşımıza çıkan bir kaç Antilop’la mutlu oluyoruz.

Gözlerimizi dört açmış ağaçların arasında, üstünde aslan arıyoruz ama nafile 🙁

İşte! diyor John, ilerde, görüyormusunuz, bir Gergedan sürüsü var?

‘En uzun binanın soluna doğru bakın, oradalar’. Malesef John’un gözleriyle bizimkiler uyum sağlamıyor. Onun Gergedan sürüsü dediği bizim için karaltıdan başka bir şeye benzemiyor. Neyse diyoruz en azından orada olduklarını bilmek bile güzel!

Yağmur iyice hızlanıyor, Jeep’in çamura saplanmasıyla John ‘işte şimdi Aslanları görme şansımız var, burada kalırsak akşam yemeği için ortaya çıkacaklarına garanti veririm!’ diyor. Gülmeye çalışıyoruz…!

Afrika’ya gidip Safari yapmadan dönmek içimize oturuyor biraz ama bunun için de en iyi zamanın Temmuz-Ekim arası olduğunu öğrenince rahatlıyoruz.

Çamurdan çıkmayı başarınca Aslan görmediğimize sevinerek akşam yemeği için ünlü Nyama Choma (barbeque) restaurantı Carnivore‘a doğru hızla yol alıyoruz.

İçeri adım atar atmaz dev bir barbeque ve üzerinde Timsah etinden tutun, devekuşu, Yaban Domuzu, Keçi, Öküz yumurtalığına kadar şişlere geçirilmiş çeşit çeşit etin kömürlerin üzerine akan sularından çıkan cızırtı ve enfes kokuyla karşılaşıyoruz.

Masaya oturur oturmaz meşhur içkileri Dawa servis yapılıyor. Hazırlanışına bakınca bana hiç yabancı gelmiyor.  Bu resmen babamın yıllardır hazırladığı ballı-limonlu Votka, Dünya ne küçük 🙂

Sonra sırasıyla etler gelmeye başlıyor,

Yanında çeşit çeşit soslarla gerçek bir ziyafet. ‘Timsah lastik gibi, devekuşu lezzetli’ diye diye çatlayana kadar yiyoruz.

Kenya’lılar et yemeğe özellikle Nyama Choma – barbeque’ye çok meraklılar. Nairobi’de her yerde rastlayabilirsiniz ve normalde yanında ugali (mısır ununu suyla karıştırıp yapıyorlar ve ekmek yerine yeniyor) ile servis ediliyor. Enteresan bir tadı var ya da pek tadı yok da diyebiliriz. En azından etin tadına müdahale etmiyor. Geleneksel restaurantlarda Yahni yanında getirildiğinde elleriyle koparıp yemeğe daldırarak kaşık gibi kullanıyorlar.

Biraları çok meşhur. Lokal bira markası Tusker Doğu Afrika’ya özgü oldukça lezzetli bir bira.

Elbette Kenya çayı ve kahvesinden bahsetmeden olmaz. İngilizlerden kalma alışkanlıkla çayı sütlü ve çok şekerli içiyorlar – Kahve ise inanılmaz lezzetli. Gelirken getirdiğim Java kahvesi sayesinde ev hala mis gibi kokuyor.

Nairobi’den aklıma kazınan en önemli şey onca fakirliğe rağmen güleryüzlü insanlar oldu. Her an Jambo diyen bembeyaz dişli güler gözlerle karşılaşmak içimizi açtı.

Ağızlarından düşmeyen bir başka kelime de Hakuna Matata – problem yok! Demek parasızlık değil mutsuzluğun asıl sebebi, bu insanlar bile gülümseyebildiğine göre başka bir şey olmalı!

 

3 Yorumlar
  1. avatar image

    Ne güzel yerler var şekercim..hele senin gözlemlerin ve anlatımınla çok şeker..diğer gezi yazılarını da bekliyoruz…herşey güzel olacak :))))

    HAKUNA MATATA..

Yorum Bırak