TARİFLER ve HERŞEY

ARŞİVLER

RSS - Kategori

Bodrum’da bir cennet, Casa dell’Arte…

Nasıl anlatsam, nerden başlasam,  
Bodrum Bodrum, Bodrum Bodrum

Duygu, biraz duygu
Bütün isteğim buydu
Biraz deniz, biraz uyku
Bütün isteğim buydu
Bodrum Bodrum, Bodrum Bodrum

Tam da bu duygular içindeyken sevgili arkadaşım Murat Senemoğlu’ndan bir davet alıyorum. Bodrum Torba’daki Casa dell’Arte otelinin müdür vekili olduğunu ve bloggerlar için düzenledikleri hafta sonu programına katılıp katılamıyacağımı soruyor. Çok mutlu oluyorum ve hemen kabul ediyorum zira son derece birikimli, zevkli ve geniş vizyonu olan Murat’ın nasıl bir yerle çalışmaya başladığını görmeye can atıyorum. Üstelik Bodrum bu, güzel hatıralarımın olduğu, dingin koylarının, doğayla iç içe nefes kesen denizinin, akşam üstü içkilerinin vazgeçilmez mandalinasının aklımdan çıkmadığı yer…

Bodrum havaalanında Casa dell’Arte’nin nazik karşılamasıyla otele doğru yola çıkıyoruz. Hava harika, yaz yeni başlıyor, camı aralayıp yüzümü güneşe veriyorum, koylardan geçerken iş hayatının malum stresinin uzaklaşmaya başladığını ve rahatladığımı hissediyorum.

Casa dell’Arte’nin kapısından girer girmez önce havuzlu açık alandan geçiyoruz, gözüme sağlı sollu yerleştirilmiş enstalasyonlar çarpıyor.

3

sonra ara avluya girdiğimizde 2 taş bloğun arasından gökyüzüne asılı hissi veren lambalar çıkıyor karşımıza. İlerde sizi bekleyen bir giriş daha var ama bu içiçe geçen girişlerin her birinde durup düşünmenizi sağlayan, farklı hisler uyandıran bir ortam var,

8

Duvarların arkasındaki merdivenlerden yukarı çıkıp benim için ayrılan odaya geçiyoruz. Her biri ayrı dekore edilmiş ve burçların isimleri verilmiş 12 odalı bu butik otelin her köşesi sizi şaşırtan ayrıntılarla dolu. Eşyalarımı bırakıp bir an önce dişarı çıkmalıyım diye düşünürken içeri adım attığım anda bu odadan çıkmanın kolay olmayacağını anlıyorum! Burası standart bir otel odası değil, şıklığı, genişliği ve rahatlığı bir yana duvarlarındaki sanat eserleriyle  nutkum tutuluyor. Odamda gerçek bir Fikret Mualla var! Bir müddet kımıldamadan mutluluktan orada kalıp seyrediyorum.

oda

Aşağı inip Murat’a gördüklerimden ne kadar etkilendiğimi söyleyince bana bu müzeyi andıran butik otelin 25 yıl önce başlayan tatlı ama bir o kadar da hüzünlü hikayesini anlatıyor.

Fatoş ile Yunus Büyükkuşoğlu’nun Torba’yı gördüklerinde emekliliklerini geçirecekleri yeri bulduklarına inanarak sahilde aldıkları arsayla başlıyor her şey. O zaman bu bakir alanda kökleri kumda, başı göğe yükselen devasa palmiye ağacından başka bir şey de yok. Yunus bey en çok bu Palmiye’ye vuruluyor. Altında oturup Fatoş hanımla beraber gün batımını izlemek için bu ağacın altından daha romantik başka yer düşünemiyor. Karar veriyorlar ve aldıkları arsaya bir ev inşa ediyorlar. (sağdaki ev)

12

Bir zaman sonra yıllardır topladıkları sanat eserlerinin ancak paylaştıkça anlamı olacağına inanan bu 2 sanat aşığı eserleri sergileyebilmek için bir de sanat evi yapmaya karar veriyorlar ve evlerinin yanındaki arsayı da alıp her santimetre karesinde Fatoş hanımın emeği olan işte bu kaldığımız, resimde solda görülen butik oteli yapıyorlar.

Fatoş hanım sanata, emeğe öyle düşkün ki Kayseri’de Ermeni ustaların yaptığı binaların yıkıldığını görünce el oyması taş parçalarının hepsini alıp otelin duvarlarına serpiştirerek ölümsüzleştiriyor.

taşlar

Her şey iyi güzel ancak bir müddet sonra diğer yanda bulunan otelin bir dinlenme mekanından çok eğlence konsepti yüzünden sakinlik arayan misafirlerin rahat edebilmeleri için o binayı da almaktan başka çareleri kalmıyor. Buraya da daha çok çocuklarıyla tatil yapmak isteyen aynı zamanda da sanatla iç içiçe olup, çocuklar için sanat aktivitelerinin ve eğitimin de dahil olduğu bir tatil tercih eden misafirler için 36 odalı Casa dell’Arte Luxury Family Resort’u yaratıyorlar.

family resortEn güzeli bahçesinde olan ve o hayran oldukları Palmiye’ye de böylece kavuşmuş oluyorlar.

19

Ne yazık ki 1 sene sonra Fatoş hanım hayata veda ediyor ve palmiye hayalleri gerçekleşemiyor, Yunus Bey ise bir daha Casa dell’Arte’ye gitmiyor. Ama kızları Ahu Büyükkuşoğlu Serter çok güzel bir karar alarak, annesinin hatırasını ve mirasını devam ettirmek  için ilk yaptıkları 3 yatak odalı villayı annesinin anısına Casa dell’Arte private villa haline getirerek projeye dahil ediyor.

Nefesimi tutarak dinlediğim bu hikayeden sonra mekana karşı daha farklı gözle bakmaya başlıyorum. Buraya ait anılar, yaşanmışlık, emek, sanat ve doğanın güzelliğiyle birleşiyor, sıradan bir tatil yeri değil burası…

Diğer misafirler de gelmeye başlıyor ve Murat’ın ‘acıkmışsınızdır, hep beraber güzel bir öğle yemeği yiyelim’ demesiyle kendimizi sofrada buluyoruz. İlk olarak balık suyuyla hazırlanmış taze erişteli, mercimekli mis gibi bir sebze çorbası içiyoruz. Yorgunluğumun geçtiğini hissediyorum. Ardından Bodrum pazarının meşhur  taptaze otlarıyla hazırlanmış, taze baklalı, traş enginarlı, içinde Egenin kokusu saklı sızma zeytinyağıyla harmanlanmış uzun zamandır yediğim en  lezzetli salatayı yiyorum. ‘ biz İstanbul’da ne yiyoruz?’ diye düşünürken bu harika ortamı negatif duygularla bozmamaya karar vererek buz gibi Suvla şarabımdan bir yudum alıp arkama yaslanıyorum.

28

Murat ‘öğlen yemeğini hafif tuttuk ki akşama iyice acıkın, şefimizin güzel sürprizleri var’ diyor. Casa dell’Arte’de 2 restaurant var. Biri progresif Türk Mutfağından örnekler sunan ve eski Sümer dilinde ‘Biz Kadınlar’ anlamına gelen  ‘NİNU’.  Diğeri ise Hecha demir ızgara tavalarla balık, deniz ürünleri ve etleri farklı soslarla sunan ismini sanatçı Frida Kahlo’dan alan Casa Frida. Bu iki restaurant için de her yerinden enerji fışkıran, gencecik, yaratıcı bir şefle anlaşmışlar, bu ismi aklınıza kazıyın derim ‘Bengi Kayhan’. Ve akşamı heyecanla bekliyorum…

Akşam üstü herkes bahçedeki barın etrafında buluşmuş Casa dell’Arte’de açılacak sergiden konusuyor (Aslı Dinç, Ayşegül Karakaş, Deniz Yılmazlar, Mahmut Aydın ve Elif Kahveci’nin heykel, resim, fotoğraf ve videodan oluşan karma sergisi)   Casa dell’Arte’nin sanat departmanı  yılda 2 kez bahar aylarında 5 sanatçıyı 4 hafta boyunca misafir ediyor ve bu sürede ortaya çıkan eserler sergileniyor.

Güneş batıyor, manzaraya karşı hazırlanan yemek masasına geçtiğimizde şölen başlıyor.

29

Her şey yerel malzemelerle hazırlanıyor, ekmek kendi fırınlarından, zeytinyağ Bodrum zeytinlerinden, en iyi kalite şef Bengi’nin yaratıcılığıyla birleşince ortaya gerçek bir şölen çıkıyor. Neler yiyoruz neler…

Çam fıstığı kreması üzerinde kuzu göbeği mantarı, kıtır pastırma ve çağla dilimleri eşliğinde,

ardından

Mısır ekmeği üzerinde kabak jülyen ve yanında kıtır üzüm yapraklarının beyaz peynir köpüğü ile muhteşem uyumu

Ninu

Acı infüze edilmiş kavunun mükemmel pişirilmiş bıldırcınla uyumuna tanık oluyorum, yemeğin taze çiçekle süslenmesi hatta sadece süs değil yemeğe lezzet katmasına bayılıyorum.

Nişastası alınmış patates sosu üzerinde Egenin lezzetli balıklarından ızgara Akya ise sulu ve deniz börülcesiyle tüy gibi hafif bir lezzette. Ben siyah zeytin yiyemiyen biri olarak ilk defa bu kurutulmuş, görünümü zeytin ancak tadı değişmiş, cips gibi kıtır siyah zeytini yiyebilerek harika bir çerez olarak da servis edilebileceğine karar veriyorum.

ninu1

Tatlıya gelince, şef Bengi mutfağında infüzyon tekniğini kullanarak sınırların dışına çıkmayı seviyor ve oldukça da başarılı, Karamelize ıspanak yaprakları, Anason infüze edilmiş Armut, pişmaniye ve tahin helvası sosu alışılmışın oldukça dışında ama muhteşem…  (İnfüzyon tekniği: bitkileri, baharatları, aroması alınabilinecek her şey suyun kaynama noktası altında demleyerek aromanın suya geçmesi sağlanır ve süzdükten sonra kalan sıvı farklı tatlar oluşturmak için kullanılır)35

Bu muhteşem gecenin ardından odalarımıza çekildiğimizde yatağımın üzeride tavana yerleştirilmiş yıldızların altında keyifli, huzurlu ve mutlu bir uyku uyuyorum. Sabahın erken saatlerinde sahil gümüş rengine bürünmüş, deniz çarşaf, balıkçılar balığa çıkmaya hazırlanıyor,

casa dell'arte sahil

Casa dell’Arte’nin sakinlerinden ismini bilmediğim kedi akşamdan kalmış ve yanından geçen kuşa şimdilik aldırmıyor. Duman ise hala mahmur etrafı seyrediyor.

casa dell'arte sakinleri

Diğerlerinin kahvaltıya inmesini beklerken gözüm ilk geldiğimde de dikkatimi çeken ancak Casa dell’Arte’nin hikayesiyle daha çok anlam kazanan, private villanın önündeki sanatçı Peter Montgomery’nin ışıklı enstallasyonuna takılıyor. ‘The people you love become ghosts inside of you, like this you keep them alive’ – ‘Sevdiğiniz insanlar içinizde hayaletlere dönüşür, böylece onları canlı tutarsınız’

42

Derin bir iç geçirip o an’a geri dönüyorum. Öyle açım ki diye düşünürken hazırlanan kahvaltı sofrasında yine buluşuyoruz. Burada ne çok acıkıyor insan! Bodrum kırma zeytin, balsamik marine domatesler, ev yapımı portakal reçeli, demli çay, güzel sohbet, yeni dostluklar, mis gibi hava, yanıbaşımda deniz, içimi ısıtan güneşle beraber harika bir pazar kahvaltısı yapıyoruz.

casa dell'arte kahvaltı

Sevgili Murat sanat koordinatörleri Sena hanım eşliğinde bir sanat turu öneriyor. Sanata olan aşkı her halinden belli olan Sena hanımın sakin anlatımıyla resimlerin, heykellerin, antikaların hakkında tek tek bilgi alıyoruz. Kadir Akorak, Bedri Baykam, Ekrem Yalçındağ, Ramazan Bayrakoğlu…koleksiyondan sadece bazıları.

casa dell'arte koleksiyon

‘Kararım burasının bir galeri olduğu ve içinde uyunadabiliniyor  diye düşünüyorum. Bu kadar kısa ama bu kadar da dolu dolu geçirdiğim ender hafta sonlarından biri bu.

Uçağımızın kalkmasına saatler kala Casa dell’Arte’nin teknesini görmek üzere sahilden yürüyüşe geçiyoruz. Baharın kokusu sinmiş sahil yolunda her yer çiçek açmış, rengarenk, çeşit çeşit. Doğa’nın zengin paletiyle boyanmış bir tualin içinden geçiyoruz.

sahil

Tekne bütün haşmetiyle karşımıza çıkıyor. 10 kişinin uyuyabileceği, 5 kamaralı – 5 tuvaletli gulet sezona hazır,  İçini görünce bir şeye şaşırmıyorum, mümkün olan her yerde sanat eseri görmeye! Casa dell’Arte’nin genel konsepti tekneye de taşınmış elbette.

casa dell'arte tekne

Otele döndüğümüzde Chef Bengi karşılıyor bizi. Zamanımız az ama öğlen yemeği yemeden ayrılmaya da izin yok! yaşadığımız muhteşem tecrübeden sonra hangimiz itiraz edebiliriz ki? Bu sefer Casa Frida’nın menüsünden tadıyoruz. Chef Bengi Hecha tavalarda file bademli karides,

frida 2 farklı soslu Balık ve 2 farklı soslu et hazırlamış. Lezzet mükemmel, uyum harika, renkler canlı, bana göre bunlar da bir sanat eseri…

fridamenu

frida3

Chef Bengi bir yandan nasıl özenle seçtiği malzemelerle hazırladığı menüyü anlatırken bir yandan da bize elleriyle servis yapıyor.

Chef Bengi

Casa dell’Arte’den ayrılmak kolay değil, Hafif yağmaya başlayan yağmurla yola çıkıyorum. gene elimde olmadan Bodrum, Bodrum…nasıl anlatsam, nerden başlasam diye mırıldanırken havayı içime derin derin çekerek bu unutulmaz hafta sonu için Sevgili Murat Senemoğlu’na, Sevgili Chef Bengi Kayhan’a ve ekibine, Farplas şirketler Grubu Kurumsal iletişim Müdürü, dost canlısı Burcu Sönmez’e ve en önemlisi Fatoş hanımın hayaletinin içlerinde yaşadığı Büyükerşen ailesine, Ahu hanıma, Yunus Bey’e teşekkür ediyorum.

Eğer siz de bu efsane şarkının sözlerinin duygularınıza tercüman olduğunu düşünüyorsanız ve artık iyi bir tatili hakettiğinize inanıyorsanız hemen Casa dell’Arte’ de rezervasyonunuzu yaptırın.

Instagram

netlioo.com/register/paylas-kazan