TARİFLER ve HERŞEY

ARŞİVLER

Leros

Tekneyle Bodrum Ortakent’ten Leros’a doğru yola çıktığımızda öğlen olmak üzereydi.

Meteorolojiye göre rüzgarlı bir gün bekleniyordu ve yelken yapma şansımız yüksek olacağı düşüncesiyle seviniyorduk. Ama malesef rüzgar o kadar azdı ki yolun çoğunu motorla gitmek zorunda kaldık. Akşam üstü Leros’a yaklaştığımızda balıkçı köyü Panteli sakinliğiyle dikkat çekiyordu ve koya girdiğimizde etrafta bizden başka tekne yoktu. Boş duran bir tonoza bağlanıp etrafa göz attığımızda iyi ki geldik diye düşündüm. Tepelerinde yeldeğirmenleri, göz alıcı kalesi, küçük geleneksel beyaz evleri ve hemen sahilindeki tavernaları bana Bodrum’un uzun yıllar önceki halini hatırlattı.

Zodiac’la karaya yaklaşıyoruz, Zorba taverna‘nın önüne asılmış Ahtapot’lar dikkatimizi çekiyor. Yunanistan’da Kalamar ve Ahtapot yemenin başka hiç bir yere benzemediğini hatırlayarak akşam yemeği için sabırsızlanmaya başlıyorum. Zorba’nın güleryüzlü elemanı Eftalya (Efthexia) karşılıyor bizi.

İstanbul’lu olduğumuzu öğrenince heyecanlanıyor. İstanbul’da çok arkadaşı olduğunu ama bir türlü gitmeye fırsat bulamadığını anlatıyor. Akşam için bize bir masa ayırmasını istiyoruz. Daha vakit erken. Adayı gezip sonra geri geleceğiz.

Leros’un parke taşlı dar sokakları sakin.

Marinasında balıkçı tekneleri dinlenmeye çekilmiş.

Paskalya tatili, herkes tavernalarda yiyip içmekle meşgul. Izgara balık, ahtapot kokuları sarmış havayı. Adanın yukarısına doğru yürüyoruz. Tepenin üzerinde Bizans döneminde yapılmış Leros Kalesi (The Panayia Castle – Kutsal Meryem Kalesi) göze çarpıyor.

Platanos Meydanı’na geldiğimizde pastaneyi görür görmez içeri giriyoruz. Her yerde paskalya çörekleri, içerisi mis gibi sakız kokuyor.

ilk defa paskalya çöreklerinden pasta yapıldığını da burada görüyorum.

Paskalyalarımızı alıp çıkıyoruz, yürüdükçe tatil olduğu için çoğu kapalı olan sevimli küçük dükkanların önünden geçiyoruz ve tekne için alışveriş yapmak üzere bir market arıyoruz.
Aradığımız birçok şeyi oldukça uygun fiyata bulabildiğimiz Etam süpermarket’den çıktığımızda artık hava karardığı ve açlıktan bayılmak üzere olduğumuz için hızlı adımlarla Zorba’ya geri dönüyoruz.

Mehtap tam karşımızda, kumsala doğru açtığı davetkar yoldan denizin derinliklerine doğru ilerlemek istiyor insan.

Eftalya’nın bizim için ayırdığı masaya oturur oturmaz hemen bir salata ve bir şişe Barbayanni Ouzo geliyor sofraya.


Keyfimiz yerinde, Simi (Symi) karides, ızgara ahtapot ve Gümüş balığı sipariş veriyoruz.
Küçücük çıtır çıtır Simi karidesler inanılmaz lezzetli. Barbayanni’nin en yakın arkadaşı Simi karides olmalı diye düşünüyorum. Izgara Ahtapot bacakları ise Alexandropouli’de yediğimden biraz daha farklı ve sert, tava versiyonu biraz daha yumuşak ama her ikisi de oldukça lezzetli. En hoşuma giden tarafı ise soslanmadan doğal lezzetleri korunarak pişirilmiş olmaları.


En son bugüne kadar gördüğüm en küçük Gümüş Balığı geliyor sofraya. Hiç bu kadar lezzetlisini yediğimi hatırlamıyorum.

Biri hariç hepsini silip süpürüyoruz :)

Bu enfes akşam yemeğine 3 kişi sadece 41Euro ödüyoruz! Uyumak için tekneye geri döndüğümüzde ertesi gün neler yapacağımızı konuşup yatıyoruz.
Ertesi sabah mis gibi havaya uyanıyoruz. Ada daha da sakin gözüküyor. Kahvaltımızı teknede yapıp karaya çıkıyoruz. Yukarı Platanos meydanına doğru yürümeye başladığımızda kalenin altında yer alan Platanos kilisesini görüyoruz.

Daracık sokakların arasından inanılmaz hızla geçen motorsikletli gençlerin çokluğu dikkat çekiyor. Yol üzerinde gördüğüm bu Vespa ise motor aşkımın depreşmesine sebep oluyor.

Platanos meydanından Leros’un ikinci limanı olan Agia Marina’ya doğru aşağı iniyoruz. Etrafta portakal ağaçları, rengarenk boyanmış dükkanlar, özellikle de görüntü kirliliği yaratan çirkin ışıklı tabelalar yerine her biri sanatçının elinden çıkmış hissi veren ahşap el boyaması tabelalar insanın içini açıyor.


Yol üzerinde Leros’un bir diğer önemli kiliselerinden Agia Marina kilisesinin önünden geçiyoruz.

Agia Marina’ya geldiğimizde iyot kokusu çarpıyor burnumuza. Balıkçı teknelerinin arkasındaki cafe’ye oturup kahvemizi içiyoruz.




Adanın arka kısmında deniz sakin gözükse de hava durumu fırtına gösteriyor. İstemiye istemiye geri dönüşe geçmemiz lazım diyerek kalkıyoruz.
Bodruma sadece 5 saat uzaklıkta olan Leros’a Bodrum’dan turlar da düzenleniyor. Bu kadar güzel yemeklerin, uygun fiyatların ve güler yüzlü insanların olduğu bu sevimli ada bence her fırsatta gitmeye değer.